Sevgili dostlar .çok uzun sürebilecek bir seyehat için sizlerden bayağı ayrı kalabileceğimi düşünüyorum , zaten yaz boyunca işlerimizin ( işlerimin) inanılmaz yoğunluğu beraberliğimizi engelledi fırsat buldukça sayfama dönücem ama alışıla geldik ziyaretler ve yorumlarda bulunamıycağım için samimiyetinize sığınarak özür diliyorum. tüm dost ve arkadaşlarıma sevgilerimle harika paylaşımlar diliyorum sağlıcakla kalın.:)))
Oturduğu yerden usulca kalktı ve yüzünü gökyüzüne döndü. Rüzgar sanki bedenini alıp götürecekmiş gibi esiyordu. Bedeni ise ona inat ayakta durmaya çalışıyormuş gibi hafif sallanarak dimdik ayaktaydı. Gözyaşları gözlerinden hırçınca çıkıyor, yanaklarından hızla süzülüp, yüreğine yavaşça akıyordu. Delip geçiyordu yağmur her yerini. Düşündüğü hatıralar yağmurla bir bir akıp gidiyordu içinden. Bir ara hatıraların birinde düşecekmiş gibi oldu. Eğer güçlü olmasaydı biliyordu ki o anda yere yığılıp kalacak ve bir daha kalkamayacaktı. Ölmek onun için aslında bir şey ifade etmiyordu. Ölse de olurdu, yaşasa da. Ölümü düşünmek için önünde yıllar varken o yaşa şimdiden girmişti…
O zaman neye direniyordu? Ölmeyi istiyorsa neden hala yaşıyordu?
Aslında bizim gibi o da bilmiyordu bu sorunun cevabını. Belki de onu yeniden kazanabilirim umudu içindi, yaşamayı seçmesi. Zor bir ihtimaldi belki de ama herşeye değerdi.
Kimse bilmiyordu içinde kopan fırtınaları, yaralandığını, savunmasız olduğunu. Dayanabilir sanıyorlardı oysa o çoktan yenilmişti. Gözyaşları yağmurla birleşip adeta göl oluşturmuşlardı. Saçlarında sanki bir ayrilik ezgisi dolaşıyordu.
Kimdi?
Neden böyleydi?
Neler yaşamıştı hayatın ve gerçeğin soğukluğunda…
Sevginin güzelliğini çoktan unutmuştu. Çok denemişti ondan sonra ama olmamıştı. Yapamamıştı.
Kimdi onu bu kadar yaralayan?
Yakalanamayan bir yüz mü yoksa bir ses mi?
Ondan gelecek tek bir haber bile yeterdi yaşamasına. Zaten bunun için yaşamıyor muydu?
Tek bir ses her şeyi yapmasına yeterdi.
Gel dese gelir, öl dese ölürdü.
Yağmur bir anda dinince, ilişkilerininde bir anda böyle nedensiz ansızın bitivermesini hatırladı.
Hayatında ilk defa mi seviyordu? Yok ikinci kez. İlkinde aşık olmuştu ama ikinci de tutulmuştu. Değişik bir sevgiydi onunki. Hem seviyor hem de nefret edebiliyordu. Yüreğinde iki zıt duyguyu aynı insan için besleyebiliyordu. Özlemi giderek artıyordu tıpkı denizin duvara hırçınca çarpması gibi özlemleri de kendisine çarparak büyüyordu. Buna bir türlü engel olamıyordu. Delicesine seviyor, delicesine özlüyor, delicesine kıskanıyor ve delicesine kin duyuyordu. Bitmeyen, yoğun duygulardı onun için. Aylardır tek başına sürdürüyordu içinde bu sevdayı. Aslında o bir ölüyü özlüyor ve seviyordu. Ölüden hiç bir farkı olmayan bir erkeğe böyle delicesine bağlanabiliyordu. Ölü biriydi çünkü onun ne sesini duyabiliyordu, ne kendisini görebiliyordu ve her şeyden önemlisi bir kalbi yoktu.
Kısa bir süre içinde onu etkilemeyi başarmıştı. Önceleri farketmemişti onu bu kadar çok sevdiğini. Güçlü sanıyordu kendini ama her görüşmelerinde yanan bir mum gibi eriyordu yavaş yavaş. Sonuna kadar yanacağını düşünürken bir rüzgarla söne vermişti mum. Çoktan sönmüştü de nedense dumanı hala daha sürüyordu. Ona yenilmişti ve ona karşı çok zayıftı. Karanlık çoktan çökmüştü ama o hala daha aynı yerdeydi. Bu akşam dolunay vardı gökyüzünde ve yıldızlar her zamankinden daha parlaktı. Oysa o bu güzellikleri göremeyecek kadar yastaydı. Bazen boşversede bu sevgiyi, özlem nöbetleri dinmek bilmiyordu. Birden haykırmaya başladı :
“NEDEEEENNN?”
Durmak bilmiyordu defalarca haykırdı en sonunda yoruldu ve yere çöküp ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra, gözyaşlarına engel olamıyordu. Birden sıcak bir el dokundu omzuna. O sandı birden ve aniden döndü ama o değildi.
“Lütfen artık içeri girin”dedi.
Ayağa kalktı ve yavaş yavaş yürümeye başladılar içeriye doğru.
Geride sadece deniz köpüklü, kollarını iki yana açmış, gel bana dercesine bir erkek resmi kaldı deliler hastanesinin o yalnızlık bahçesinde…
şimdi sana sesleniyorum ey yalnızlık!
hangi günahın meyvesisin sen?
hangi yanlışın cezası
hangi suçun bedeli....
Ey yalnızlık!
ey ömrümüm tek sahibi
sen ki bir parçamsın artık
yüreğimde ki yara
beynimde ki ur
İşte başbaşayız yine
dün de öyleydik
yarında öyle olacak
Kim bilir belki
bir ömür devam edecek bu birliktelik
ama bıktım be yalnızlık
senin suskunluğundan bıktım
cevapsız bıraktığın sorularımdan
vurdum duymazlığından bıktım
bir yüksün benim için o kadar
yüreğimde ki bir ağırlık
bir başbelası
hem başka ne olabilirsin ki
nasıl sevdirebilirsin ki kendini
bir ur nasıl sevilebilir
defol git artık başımdan!
beni hayallerimle başbaşa bırak
bırak yitik düşlerimin ateşinde alevleneyim
alevlenip kül olayım
hem biliyor musun Yalnızlık
Mesele kül olmak değil aslında
mesele küllerinden yeniden dirilebilmektir
bir Zümtür-ü Anka (simurg) misali
ama yitik bir aşkın küllerinden
nasıl yeni bir yaşam çıkar ki?
bir arkadaş diyordu
''Biz hayata hep üç ihtimalle başlıyoruz
1 - 0, 2 - 0, 3 - 0''
hep yenik başlıyoruz işte
Şimdi sen söyle yalnızlık!
Yitik bir aşkın küllerinden
yeniden yeşerebilecek yaşam
Hayata kaç sıfır başlayacak....
demiştim ya başının belasıyım diye bak yine ben birde o isimsiz adlı şiirde benim dalgınlık unutmuşum isim koymayı bende seninle paylaşmak istedim beni bir sen anlıyorsun belkide o yüzden neyse başını çok şişimeyeyim kendine iyi bak
Zor dediğim sayısız mektubun içinde kolayı buldum.
Ben hayatı hayatta değil, gözlerinde istedim.
Ya da keşkeler olmadan yürüdüğüm bir yolda;
Seni sensiz kalınca, sokakta üşürken özledim...
Beni düşünüp dinlediğin, sesimi duyduğun bir anda,
Ne kadar "sen" demek istediğimi görürsen eğer;
Elini kalbine koyup bir başta veya sonda,
Benim seni sevmek için olduğumu sezer gölgeler.
Gözyaşın yerine yağmurlar,sen yerine sensizlik...
Yağmurla karışmış aşk masallarına yazdığımda,beni;
Beni kum tanesi gibi sürükler gözlerim dolduğunda.
Gülümserken akşamın yalanlarına kapılır insan...
Keşke bir yalanla uçup gelsen pencere pervazıma.
Keşke gülümseyen her tebessümle yanımda olsan.
Adın yazıyor her harfle hecenin karşısında...
Ne olur bırakma sana bakarken satırımda;
Gökyüzünün şiirinde yıldız olmuş gözlerine baksam.
Toprağın kollarına kavuşmadan son kez görebilsem;
Ellerini tutup yürüyebilsem her nefes aldığında.
Gözlerinden akarken hüzün demetleri yüreğime;
Yarınlar ararım ve gözlerinden son bir yaş.
Ne sen dökesin, nede satırıma sıkışmış arkadaş.
Ben giderken sana çığlıklarım süsler sokakları...
Beni unutturmasın o yağmurlu aşk masalları.
Artık sen değil, bulutlar ağlasın yağmurlarıyla;
Sen değil gözlerin gülsün o masum sevdasıyla...
Kalbine açılmış açılmayan yalnızlıklara yazarken
Sen değil, benim aşkım sarılsın sana kollarıyla.
Sana süsler çığlıklarım sokakları,ben giderken...
Seninle mehtap özlemi çekerken usulca biliyorum.
Yağmurlu aşk masalları dinle, şafak sökerken.
BAKKKKKKKKKKKK BAŞINA BELAYIM DEDİM
ALLAHA EMANET OL
Bana Zamandan Söz Ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle
yeniden kucaklaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla
başetmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız.
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.
Gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır
anlamları, önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın
şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı
halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır...
YİNE BEN BAŞININ BELASI ÖYLE KAÇINCA UZAKLARA KURTULDUĞUNU SANMAAAA